Kitap ve Film İzleri

Hareketi Unutan İnsan

Bugünlerde Antik Yunan’dan bugüne dek tiyatro tarihi okumaları yapıyorum. Kuram denilince akla ilk gelen isim Aristoteles ve Poetikası. Aristoteles bu eserinde tragedyanın ne olduğunu, destandan farklarını, biçimsel özelliklerini, felsefesini ve kurallarını açıklıyor. 

Aristoteles’e göre tragedyanın parçaları içinde öncelik sırası öyküde, yani harekette. Hayat hareketten meydana gelir, insanı mutsuz eden davranışlarıdır. Tragedya insanların değil, hayatın ve hareketin taklididir, diyor. Ardından geçen zamanda tüm kuramcılar dönüp dönüp bu metni analiz ediyor ve her dönemin eserleri bu ölçütle yeniden değerlendiriliyor. Antik Yunan felsefesi ve kuramı kendinden sonraki tüm zamanlara ulaştı, bir şekilde etki yaratmaya devam ediyor. Bu etkileşimde beni en çok etkileyen şey, bugün hâlâ metnin parçalarını Aristoteles’in tarifiyle açıklıyor olsak bile öncelik sırasını değiştirme biçimimiz oldu. Bugünün sanatı ve tiyatrosu isimlendirilemiyor, özellikleri maddeler halinde sıralanamıyor, hatta tam olarak ne olduğu bile saptanamıyor. Bugün oyun ve hayat; hareketten değil, ipi kopuk zihin girdaplarından meydana geliyor. Zihin tüm parçaların önüne geçti. Düşünce sandığımız döngüler ve zanlar, karakter olduğumuz gerçeğini gölgeliyor. Tüm mecraların zihin itaati yarattığı bu dönemde insan gerçekten nasıl bir hareket üretebilir? 

Bugünün güvenli hareketi alışkanlıkla devinen bir rutin yaratmak. Aynı hareketleri tekrar ederek öyküden uzaklaşmak ve karakter olmak dediğimiz canlılığı yalnızca zihinde yanıp sönen düşüncelerle algılamaya çalışmak. Öykünün başrolü zihin sesi ise, insanı korumaya o denli koşullanmış ki asla risk almıyor ve bize sürekli yaralarımızı yerini işaret ediyor. Düşüncenin karanlığına kapılan insan hareket etmeyi unutuyor. 

Antik Yunan felsefesi tasarımındaki tüm parçalarla eyleme geçmiş insanı tasvir eder. İnsan hareket ettiğinde yazgısıyla buluşur ve gerçekten yaşar. Beklendiği gibi hatalar yapar ve bu yanlışlar onu yazgısına daha da yaklaştırır. Kendine ait, var edici bir trajedisi vardır ve bu onu o yapar. Karakter bahtının döndüğü, söndüğü anı da tanır. Bu tanıma aynı zamanda öyküsünü tanıyıştır. Ortaya çıkan anlam kahramanın kendisi dışında da yol alır ve bir arınma yaratır. 

Aristoteles her şeyin başında böyle bir hareketi tarif etmiştir: Hataya mecbur ve kavrayışlı. Yeter ki öykünüz olasılıklara ve evrensel gerçeğe uygun olsun diye eklemiştir. 

O yüzden kapanışı şu soruyla yapalım:

Hayatım dediğiniz trajedi, hangi hareketin sonucunda doğdu? Hangi hatanız size öykünüzü tanıtacak ve sizi zihninizden arıtacak?

Kendinden önce geleni incelemek Yazgı mı? Sebep sonuç ilişkisinden nerede kurtulur insan? Aristoteles hayatın sanatla ilişkisini incelerken horatius Yunan Roma ilişkisini inceledi. Taklit etti. Öğrenmek için..

Paylaşmak ister misiniz?

İPEK SÖZEN

Evrenime hoş geldiniz. Hayatta hepimizin kullandığı bir ortak noktamız var: Sözcükler. Ölümsüzlüğün icadı. Ruhlarımızın tarihini, evrenin kalbinde saklayan sihir. Bir ağacın yeşiline takılan nefes. Henüz yaşanmamış/solunmamış bir tarihin ayak sesleri. Arayışın ‘Daima!’ diye bağıran izleri...

Diğer